Bilmem ki hangi zamandayım..

Odamda raflar, bir dolap, yatağım ve masamdan başka bir de ;başımın üstünde, gri çerçeveli, kırmızı boyalı bir saat var. Akrebi kalın, yelkovanı dalgalı, saniyesi ipince… Saniyesinin atış şeklini hep beğenmişimdir, hani şu tik tak edenlerden değil de saliseyi yakalamak isteyenler gibi olanlardan. Bu haliyle zamanı kovalamak ister gibi davranır bence, ki belki öyle olduğumdan ya da olmayı istediğimden seviyorum işte…

Zamanla ilgili bir problemim olduğunu düşünmeye başladım sanırım.. Saate dönersek; saat duruyor olduğu yerde ve zamanda duruyor onun olduğu yerde çünkü çalışmıyor. Bir gün saat dokuzu bilmem kaç geçe durdu. Sonra bir gün yeniden çalıştı, sonra yeniden durdu.. Şimdi saat dokuz yirmi beş oturduğum koltukta, ve uzun zamandır da öyle. Masamın başına her oturuşumda da aynı zamanda kalıyorum. O zamanda işlerimi bitiriyorum ve kalkarak koltuktan şimdiki zamana geri dönüyorum. Hangi zamanda gezdiğimi de bilmiyorum, önemsemiyorum, dert etmiyorum. Çok klişe ama bu hayata dair bir çok şey insana dar geldiğinde, zor gelidğinde, ben ait olmadığım bir zamanda asılı kalmayı seçebiliyorum. Ya da bunun gibi bir şeyler işte.. Hatta her neyse..

Basit sorunların, basit çözümleri vardır. Saatin pilini değiştir.

Gri çerçeveli kırmızı saat seni ilk gördüğümden beri seviyorum…

Leave a Reply