BİR DOLU SÖZCÜK ANLAMSIZ BİR PAYDADA
Egolarımızla yaşadığımız su götürmez bir gerçektir. İşimizden, günümüze her şeyi kontrol eden egomuz, “ben” olgusu sadece egoyu taşıyan “yükümlüdür”.
Bulunduğum mevki, yaptığım (dolayısıyla yaptığımı sandığım) seçimlerin peşinden gitmemi gerektiriyor. Mesleki tercihimin peşinde çürümesini öngördüğüm bir ömürden bahsediyorum. Bırakmak, bu yoldan dönmek çok zor (sebeplerini en azından yazının sonunda bulmayı umut ediyorum.)
Son söylenecek olmadığından ilk olarak dönüşün olmamasından bahsetmek daha makul. Hem sonuca gidebilmek için de bir yol olabilir.. Dönüşün olmamasının sebebi, ne kadar istemesem de “ego”nun ben olmasıdır. Yani egolarımın yaptığı seçimler benimdir. Bunlardan vazgeçmek “beni terk etmektir”, egonun cezalandırılması değildir. Egodan vazgeçmenin kendimizi terk etmek olması, tarifini sunmaya çalıştığım olguyu bizzat kendim yapmaz. Yani beni oluşturan egolarımda olsa, ben egolarım değilimdir.
Herkes seçimler yaptığını, ve bunlarını hayatı olduğunu düşünür, ama seçimleri derinlemesine incelersek, aslında seçimler yaptırıldığımız ortaya çıkar ve evet “ego” olgusudur seçimleri yaptıran. Öğretmen olmayı istediğinizi düşünelim. Bu görünüşte sizin seçiminizdir. İçinizden gelen(işte tam da burada ego devreye girer) meslektir. İçimizden gelmiştir çünkü egomuz bize bunu koşulsuz emretmiştir. Biz de sanki o hiç yokmuş gibi davranıp, bunu öylesine benimseriz ki, peşinden koşabilecek kadar deliririz.
Seçimlerde de egoyu yönlendiren olgular vardır. Dolayısıyla ego da bilinçlidir. Hatta bilinçli olan tek şey egodur. Bilinçli olma sebeplerine gelirsek de, yeniden aynı örnekten hareketle, öğretmenlik egoyu tatmin edebilecek yegane mesleklerdendir. Çünkü şekillendirme gücüne sahiptir. Değiştirir, düzeltir( tabi yine “ego”nun doğrularıyla), hatta isterse bozar. Bunlar da egonun büyümesi, hakimiyetini güçlendirmesi için gerekli olan yegane besinlerdir. “Ben” olgusuna nasıl sahipse, bütün “ben”lere de aynı şekilde hükmetme isteği. Dolayısıyla yaşam egolar savaşından başkası değildir.
Kendi egomun bana seslenmesine dönersem de beni neden mimarlık mesleğine ittiğini görebilirim. Değiştirme , ikna etme, inşa etme, ve hatta kendisinden izleri maddeler dünyasına bırakabileceği en mükemmel meslektir mimarlık ve belkide maddeye hükmedebileceği tek meslektir.
Yani egolarımız ne kadar güçlü ve bozma heveslisi ise( çünkü egomuza göre bir şeyler yaparken kesinlikle var olanı bozmuş oluruz. Maddesel olana yapılan en ufak müdahale onu kendi egosundan uzaklaştırır),bizde doğru orantılı olarak hayata dair o kadar güçlü ve radikal seçimler yaparız.
Egolarına yenilmeden bu hayatta yaşayanlar da vardır. İstedikleri yerlere ulaşamayan herkes bu kategoridedir. İlk bakışta egolarının onları da etkisine aldığı ve bir noktaya ulaşmaya ittikleri gözükebilir. Ama benlikleri( buradaki egodan sıyrılan benliktir) buna izin vermeyip iteklenmek hatta koşmak yerine, durmayı istemiştir.
Bütün bunlar bana gidebileceğim tek yol bırakıyor. Egomu takip etmek. Aksi hali ise her ne kadar beni bulmak olsa da, hayatımdaki kurduğum her şeyi yok saymak, yıkmak olacaktır. Ben egom kadar güçlü değilim. Bu kadar şeyi baştan kuramam. Bu bağlamda güçlü bile değilim. Yükümlüyüm.
Leave a Reply