Yola Bakarken



Kafamı kaldırdığımda ilk gördüğüm şey bir tabelaydı. Güzel bir tepe arkada yükseliyordu. O an bütün yolu gazete okuyarak heba ettiğimi anladım. Gerçekten güzel tepelerdi. Tabelada Hereke yazıyordu. Tren yola devam etti.

Rayların uzandığı yönde uzanıyordu yeşil tepeler. Diğer yanda ise deniz koyun içlerine girmekte. Bir az sonra kıyı şeridi genişledi ve tepeler benden uzaklaştı. Sahile daha yakındım ve bu güzel bir şeydi. Kafamı her kaldırdığımda çevrem değişiyordu lakin. Yeşil tepelerden kah büyük fabrikalara, kah eskimiş beton duraklara uğruyorduk. Dünyanın değişeceğinin somut bir örneği gibiydi her şey. Bazen arkaya düşen çok katlı binaları, önlerinde eski tek katlı evler kolluyordu yanlarında küçük bahçeleriyle.. Bazen de onlar arkada kalıyordu. Tam bir meydan savaşı. Savaş gazisi, camları oyulmuş, boyaları kanayan evler de var.

Aslına bakarsak her şey iki şehir arasında sıkışan bir kontratsan ibaret. Buraya kadar her şey bir düzen içinde gizliydi sanki. Ama burası sanki bir renkler bulamacı ya da artık saat sıcağını tepeme çevirdi ve trenin kokusu beni rahatsız etmeye başladı. Adapazarı’na az kaldı sayılır. İşte bu her şeye değer..

Leave a Reply