Yüksek sesle düşünürken: İnsan Otuz beşinde Ölmeli(?)
Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
İlk okuduğumda herkes gibi bende de hayranlık uyandıran bu dizeler, daha sonraları beni uykuya daldıran bir ninninin paçası gibi geldiler..Yaş otuz beş yolun yarısı değildi çünkü. Olsa olsa sonu olabilirdi hatta öylede olmalıydı.
Matematiksel bir incelemeyle başlayalım( ki hayat asla matematiksel bir denklem değildir çünkü en başından bir eşitlik değildir) ve istatistiğe baş vuralım. Ülkemiz insanları genel olarak altmışlı yaşların sonunda ölmektedir ve kadın ve erkek arsında en fazla birkaç sene fark vardır. Şiiri de işin içine katarsak bu yaşın yetmiş olduğunu ve Necatigil’ in dediği gibi, otuz beş yaşı bir orta kabul edelim hatta insan ömrünü incelemede de kolaylık sağlaması açısından dört çeyreğe bölelim( bu bilinçli bir bölmedir, bu dört çeyrek garipsenecek biçimde kendiliğinden ayrılır.). Yani elimizde on sekiz veya on yedi senelik dilimler oluşur.
İlk on sekiz yıl bizim emeklememizden ibarettir. Sürekli desteklerle inşaya başladığımız bir hayattır, elimizden tutanlar olmadan yalnızızdır ve son on yedi on sekiz senede bundan pek farklı değildir. Yaşlılık dediğimiz ve bazılarının şiddetle korktuğu bu olgu aslında hepimizin en başında yaşadığı bir deneyimin tekrarı gibidir. Bu bağlamda ilk çeyrekle birlikte incelenmesinde bir eksiklik olmayacaktır. Bu iki çeyrek de başkaları tarafından yön verilmiş bölümlerdir.
Üçüncü çeyrekten devam edersek ki bu otuz beş ile elli iki yaşları arasına tekabül eder, insan hayatında gerilemeye atılan ilk adımlar gibidir çünkü otuz beş yaş insanın en verimli, en iyi düşünebildiği( bunda yaşamışlığın da etkisi büyüktür), en güçlü olduğu yaştır.
Bu yaştan sonrasında geriler yaşlılığa doğru gider. Desteksiz gidebildiği yaşlar olduğu için, tam da sermayeden yediği yaşlardır. Yani artık ekilenler biçilmeye başlanmıştır. Hasat mevsimidir bir nevi. İnşa edilen üzerinde sürüp giden bir yaşamdır. Eldekiler de bize ikinci çeyrekten miras kalanlardır.
İkinci çeyrek ise tam anlamıyla hayatımızın hepsini şekillendiren kararları aldığımız, bütün dönemeçleri geride bıraktığımız zamandır. Bunlar ortalama bir hayatta istenen; okul, iş, eş seçimleridir ve çok da ironik bir şekilde birbiri içine geçmiştir. Yine ülkemiz istatistikleri der ki insanlar eşlerini kendileriyle aynı meslekten seçme eğilimindedir. İş seçimiz okul seçimimize bağlıdır ve tabiatı ile oda malum bir sınava sonucudur. Kısacık denilebilecek on sekiz senede bu kadar çok seçim yapılmış ve inşa süreci sona erdirilmiştir. Bu çeyrek bitiminde elimizdekileri değiştiremez en fazla tartabiliriz.
Özetle yaşanmış yetmiş sene(tam yaşadığımızı söyleyemediklerimiz dahil) ve hepsini şekillendiren bir on sekiz seneden bahsediyoruz. Dolayısıyla hayat içi dolduruldukça anlam kazanıyorsa, içini doldurmada söz sahibi olamadığımız(sadece tesir edebildiğimiz) zamanlar hiç yaşanmamış da görülebilir. İnsan işini zirvede bırakırsa anlamlı olur ve otuz beş yaş tam bir zirvedir. Otuz beş yaş yolun sonu olmalıdır. Yarısı demek sadece yaşamayı sevmektir
Sonsöz: Yazı; uzun uzun dillendirilmesinin gereksiz olduğu bir konunun, tam da bu şekilde anlatılmasıdır… Gereksizdir.. Yanlışlıklarla (yanlışlarla da) doludur… Yüksek ihtimalle, herkesin ömründe en az bir kere düşündüğü “bu”, böylece dile getirldi ve anlatıldı.. Hala gereksiz.

Her ne kadar katılmasam da güzel bir yazı…
mGs said this on Haziran 5th, 2007 at 11:00
guzel cumleler…ama insan omrunu ceyreklere bolmek ve sınırlamak bnce anlamsız…insanoglu yasadıgı her anda hngi ceyrekte olursa olsun hayatını degstireblcek kararlar alabilir… alabilmelidir..bu kadar gucludur..guclu olablmelidr…sende bu gucu ve istegi gorememek uzuntu verici…!!!
frda said this on Haziran 6th, 2007 at 08:06
katılmamak elde degil elinize saglık….muhabbetle
sehervakti said this on Haziran 6th, 2007 at 16:29